Post-Truth: İnanıyorum, Öyleyse Gerçek Umrumda Değil!

Son yıllarda iletişimcilerin dilinden düşmeyen, sosyal medyada büyük etkiler yaratan hatta siyasetin içine girip toplumların geleceğini şekillendiren bir kavramdan bahsediyorum: Post-Truth!

“Post-truth: Nesnel hakikatlerin belirli bir konu üzerinde kamuoyunu belirlemede duygulardan ve kişisel kanaatlerden daha az etkili olması durumu.”

Önce şunu netleştirelim; “post” kelimesi normalde önüne geldiği kelimenin sonrası anlamını verir. Post-truth’da ise durum tam olarak böyle değil. Burada truth kelimesi anlamsızlaşıyor, ya da daha az etkili hale geliyor. Yani, gerçeğin sonrası olanlardan değil, gerçeğin önemini yitirmesinden bahsediyorum.

Post-truth kavramı önce Brexit gündemiyle yayılmaya başlamıştı, ABD seçimleriyle ise dillere pelesenk oldu. Geniş kitleler medyada yer alan sahte haberlere maruz bırakıldı ve siyasetçilerin sahte anlatıları hedef kitlelerin duygularını hedef aldı, post-truth etkisiyle de kişilerin oy verme eğilimleri etkilendi, bunun sonucunda ise toplumların kaderleri belirlendi.

Sahte haberlerin seçimleri etkilediği düşünceleri, doğal olarak Facebook ve Google’ı hedef alıyor, suçluyordu. Facebook kurucusu Mark Zuckerberg her ne kadar buna katılmayıp, sahte haberlerin tek bir taraf için geçerli olmadığını, görüşü ne olursa olsun tüm siyasetçilerin etkilendiğini savunsa da, Facebook ve Google’ın sahte haberlerle ilgili atılımları oldukça hızlı ilerliyor. Sahte haber için şikayet butonları, sahte haberi algılayacak robot yazılımlar gibi…

Brand-Storytelling-In-The-Post-Truth-Era.jpg

Peki sahte haberler gerçekten her siyasetçi için yapılıyorsa, bir kullanıcının oy verme eğilimi nasıl oluyor da bunlardan etkileniyor?  Cevabı bizi iki kavrama götürüyor: Filtre Baloncuğu(Bubble) ve Yankı Fanusu(Eco Chambers).

Filtre baloncuğu (Bubble): Newsfeed’de karşınıza çıkan gönderiler, beğendiğiniz ve etkileşime geçtiğiniz paylaşımlarla benzerlik içeriyor. Dolayısıyla kullanıcı, kendi beğenilerinin dışında bir gönderiye rastlamıyor, görüşünü değiştirecek bir bilgiyle de karşılaşmıyor.

Kendi görüşlerimizden oluşan bir kapana kısılmışız gibi.

Yankı Fanusu (Eco Chambers): Sosyal medya hesaplarınızda sizin takip ettiğiniz hesaplar zaten kendi görüşünüze yakın paylaşımlar yapan, herhangi bir gündem maddesi hakkında aynı duygu durumlarını gösterdiğiniz kişiler oluyor. Bu da kullanıcıyı kendisine aykırı gelecek bir düşünceyle, kimi durumlarda hakikatle karşılaşmasını engelliyor.

Peki bu konuda tüm suçu Facebook ve Google’a atıp, bir şeylerin düzelmesini beklemek ne kadar doğru? Akıllı telefon sahipliğinin ve kullanımının giderek arttığı bir zamanda, günümüzün büyük kısmını ekranlara bakarak geçiriyoruz. İnternet kullanımımız giderek artıyor, telefonlarımızı hızlandıran her yeni özelliğe koşarak atlıyoruz. Elimizin altında bu kadar imkan varken, sadece pasif bir alıcı konumda olmak bu teknolojiye ve kendi becerilerimize hakaret değil mi? Cevabı fact-checking, yani doğrulama. Sosyal medya kullanıcısı, sadece önüne sunulanı almak yerine doğrulama yapmalı. Kaynağı olmayan bir haberi paylaşmayarak, görselleri en basitinden Google aracılığıyla kontrol edip güncel olup olmadığına bakarak bile ciddi oranda bu haberlerin önüne geçmeli.

Konuyla ilgili bir takip önerisi: Teyit.org oluşumu.

Okuma önerisi: Doğruyu Söylemek – Michel Foucault.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s