İçerik Pazarlaması, Pazarlama İçeriğine Dönüşürse: Fi Dizisi

Pazarlama sektörü geliştikçe, kitlelere ulaştırılmak istenen mesajlar da arttı ve doğal olarak markalar hedef kitleye erişmenin yeni yollarını aramaya başladı. Bu yollar son zamanlarda iyice görünmez bir hal almaya başladı ve bunun en güzel örneği “içerik pazarlaması.”

content-marketing.jpg

Koltuğunuza yerleşmiş, kahvenizi çikolatanızı hazırlamış dizinizi izlerken hikayenin birden kesilmesi ve markaların “Beni satın al, hayır beni satın al, beni de satın al.” demeye başlaması içerik reklamcılığından önce herhangi birinin isteyeceği, memnuniyet duyacağı bir durum değildi. Ancak markalar mesajlarını, halihazırda tüketicilerin ilgisini çeken şeylerin içine gizlemenin yolunu buldular ve reklamlar artık bile isteye izlenir hale geldi.

Dünyada Netflix’in başarıyla uyguladığı bu yöntem Türkiye’de son dönemlerde dizisi ile kendinden çokça söz ettiriyor.

Dünyada içerik pazarlamasını kullanan markalar arasında akıllara ilk UBER geliyor. Son olarak HBO ve Netflix’in işlerinde “-Nasıl gideceğiz?, -Uber çağıralım.” diyalogunu sık sık duyuyoruz örneğin, hiç rahatsız etmeden, hikayenin içinde, senaryonun bir parçası olarak.

giphy.gif
Reklamlardan binbir ayrı eklentiyle kaçmaya çalıştığınız dijital dünyada, potansiyel müşteri olarak markanın içeriğine ilgi duymanız ve içeriği merak etmeniz markalar için altın değerinde bir başarı.

Fi dizisi de aynı Big Little Lies gibi Samsung ürünlerini içeriğin içine yerleştiriyor ve izleyiciler hikayenin içinde nispeten “bölünmeden” reklam izliyor.

Fi’de; karakterler birbirlerini sürekli Samsung telefonlarla arıyor, Samsung ürünler hediye ediyor, hatta durup dururken evdeki çamaşırları Samsung çamaşır makinelerinde yıkıyorlar. Ancak bunlar ne kadar “doğal” oluyor? Örneğin hikayede ciddi ve gergin bir sahnenin ardından, bir anda başka bir karakterin Samsung çamaşır makinesiyle çamaşır yıkamaya başladığı bir sahne izleyiciyi doğallıktan uzaklaştırıp hikayeden çıkarabiliyor.

Screenshot_5.png

Özellikle dizi-film için üretilen içeriklerde, markanın belirlediği mesajın hikayeye en doğal ve uygun şekilde yerleştirilmesi, yedirilmesi, adapte edilebilmesi oldukça önemli. Zira oluşacak bir yapaylık, izleyiciyi hikayenin aslından uzaklaştırma sonucuna neden olabilir.

Screenshot_4

Karakterlerden birinin Samsung tablet aracılığıyla Samsung hoparlör satın aldığı sıradan bir Fi sahnesi.

Pazarlama sektörünün iyice dijitalleşmesiyle birlikte reklamın sınırları da genişlemeye başladı ve sadece halkla ilişkiler ilkelerinde olduğunu düşündüğümüz inandırıcılık ilkesi reklam için de geçerli olmaya başladı. Tıpkı doğallık gibi.

Screenshot_2.png

Özetle, markalar için hedef kitlelere mesaj iletmenin yolları artsa da, bu mesajların özenle planlanması ve düzenlenmesi gerekiyor. Yani content is still king, ancak doğru olarak yerleştirildiğinde. Aksi takdirde büyük bütçelerin ayrıldığı  büyük beklentilerle yerleştirilen içerikler “yapaylık” engeline takılabiliyorlar.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s